Perşembe

Çocuğum Depresyonda mı?

İlkokul birinci sınıfta okuyan oğlumun sınıf öğretmeninin oluşturduğu WhatsApp grubunda bir öğrenci velisi annenin feryadı; “Arkadaşlar lütfen çocuklara vurmama konusunda uyarılarda bulunalım. Çünkü benim kızımın bu şikayetleri artıyor. Hocam, rica etsem bu tür davranışları sergileyenlere caydırıcı cezalar verseniz. Çünkü ben kıyamıyorum. Eve gelip ağlıyor. Daha okul yeni başladı, hırçınlıklar çok çabuk ilerledi.”
Bir başka öğrenci velisi; “Evet, benim kızıma da vuruyorlar. Biz de şikayetçiyiz.
 çocuk ve depresyon ile ilgili görsel sonucu
Depresyon nedir?
Depresyon, bireyin stresinin dışa vurması, var olan strese verdiği tepki, olarak tanımlanabilir.
 Çocuklar neden depresyona girer?
Maalesef bazı ebeveynler, çocukların beden sağlığına gösterdikleri ilgiyi ruhsal sağlığına göstermiyorlar. Unutulmamalıdır ki çocuk, anne/babaların kör noktalarıdır. Bakmak yetmiyor, görmek gerekiyor.
 Çocukları depresyona iten nedenler neler?
Ebeveyn baskısı. Özellikle diğer çocuklarla üst kıyas yapmaları, ev içi şiddet, stres ve akran zorbalığı nedenler arasında sayılabilir.
 Depresyon etkisindeki bir çocuk neler yaşar? Onu ne tür sorunlar bekliyor?
En başta dikkat dağınıklığı yaşar. Dikkatini toplayamaz. Dikkatini vermesini gereken yöne değil, vermemesi gerekli yönlere verir. Bu durumda da kendisinden yapılmasını istenileni yapmaz, istenmeyen davranışları sergiler. Öğrenme güçlüğünü çeker. Akranlarıyla daima bir sürtüşme halinde olur. Karşı olma-karşı gelme bozukluğu gibi birçok sorunla baş başa kalır.
çocuk ve depresyon ile ilgili görsel sonucu
 Başka?
Çocuk kendini bir çatışmanın ortada bulur. Anlaşılmayı beklerken alnında “yaramaz, tuhaf çocuk” etiketi yapıştılar çevresindeki insanlar tarafından. Dışlanır. Hatta ötekileşir. Bu çatışma ortamı çocuğun özgüvenini yok ediyor. Yaşanan çatışmaların çocuğun kişiliğine yansıması kötü sonuçlara neden oluyor. Çocuğun kendine ve başkalarına karşı güven ilişkisi de alt üst oluyor.
 Kaliteli iletişim ile çocuğu anlamak gerekir.
Her şeyden evvel çocuklarla kaliteli bir iletişim kurmak elzemdir. İletişim iki zihin arasında, ikna ise iki ego arasındadır. Çocuğun mantığına değil, egosuna hitap edilmelidir ki ikna olabilsin.
 Sorumluluk almayan eninde sonunda sorunlu olur
Bu zaviyenden bakıldığında, ilkokul dönemlerinde çocukların artık belli toplumsal kurallara uymaları, sorumluluk duygularının yavaş yavaş gelişmeye başlaması ve ödev yapma gibi becerileri yerine getirilmesi beklenir. Şu ana kadar herhangi bir sorumluluk üstlenmeyen/verilmeyen bir çocuk, haliyle sorun yaşayacaktır. Sınıfın kurallarına uyma noktasında direnç gösterecektir. Çünkü çoğu zaman dersleri dinlemeyecek, sırasında oturmayacak ve günlük ödevlerini yaparken çabuk sıkılacaktır.
 Arkadaş ilişkisi
Depresyondaki bir çocuk arkadaş ilişkisini sürdüremez. Her an arkadaşlarına zarar verebilir. Onlarla uyumlu davranışlar sergilemez. Dikkat dağınıklığı, hareketlilik ve dürtüsellik gibi bozukluklar olduğu için neyi, nerede, nasıl ve ne zaman yapacağını kestiremez. Davranışları kontrol dışıdır.
 Kendisi ile ilişkisi
Sürekli kaygı içindedir. Çevreden kendisine her an bir zarar görecekmiş gibi tedirgin. Alabildiğine huzursuz.  Gece uykusu huzursuz ve sık sık uyanmakta. İçe kapanık olduğu için başkalarıyla konuşma konusunda çekingen davranıyor.
 Çocuklarda depresyon nasıl oluşur?
Çocukluk depresyonu tek bir neden bağlamak doğru değildir.  Farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabiliyor. Genetik yatkınlık ve biyolojik faktörler etkili olduğu gibi çocuğun duygusal ihtiyaçlarının karşılanmaması ve sosyal duygusal faktörler de sebep olabiliyor. Özellikle tutarsız ebeveynlerin kontrolsüz davranışlar sergilemesi, ödül ve ceza dengesizliği, aile içi çatışmalar, okul başarısızlığı ve özgüven eksikliği gibi sebepler sayılabilir.
 Çocuğu bu ortamlardan uzak tutun
Bir televizyon dizisinin replikleri arasında bulunan “Haluk, mutfağa!” sözünü önemseyin ve unutmayın. Zira çocuğu evdeki tartışmalardan, stres ortamından, öfke patlamalarından uzak tutmak gerekir. Çünkü böylesi ortamlarda ve durumlarda çocuk, kendisini suçlu hissedecektir.
Hassas dönem
Her yaşın kendine özgü zorlukları, güzellikleri ve sorumlulukları vardır. Çocuğun ilkokul dönemi ilk kurallı ortamıdır. Ve hassas bir dönemdir. Bu dönemde çocuk sosyalleşme ortamına girmiş oluyor. Performansını, öğrenme becerilerini ortaya koyuyor. Burada uyum sorunları yaşanıyorsa ya da öğrenemediğini fark ediyorsa dikkatini ve ilgisini başka tarafta sürdürecektir. Yukarıda da ifade edildiği gibi bazen bakmak yetmiyor, görmek gerekiyor.
çocuk ve depresyon ile ilgili görsel sonucu
 Depresyonun belirtileri
Anneye bağımlı yetiştirilen çocuklar başka bir ortama girdiklerinde adaptasyon sorunu yaşamaktadırlar. Alabildiğine agresifleşirler. Kendisine sorulan soruları duymazlıktan gelir ve ilgisizler. Çevredeki uyaranlara karşı tepkisizdir. Akranlarıyla da hep çatışma içindedir.
Kızgınlık, saldırganlık gibi davranış sergilenmekte hoşlanır. Günlük hayatında alınganlık, çabuk ve sık ağlama, çabuk yorulma, çevreye ilgide azalma, değersizlik düşünceleri, değersizlik veya suçluluk duyguları, ders başarısında düşme, odaklayamama, düşünmede yavaşlama, eskiden zevk aldığı şeylerse mutlu olamama, karar vermede zorluk, kendine güvende azalma, kolay sinirlenme, konuşmada ve merak duygusunda azalma, asık yüz ifadesi, öğrenme güçlüğü,
Okul başarısı
Okul başarısı neredeyse yoktur. Depresyon çocuğun yalnızca duygusunu değil tüm yaşamını etkileyen bir zorluktur. Başarıdan ziyade boş vermişlik duygusu hakimdir ruh dünyasında. Düzensiz ve disiplinsizdir. Hedef belirleme, azim ve öğrenme istediği çok düşüktür.  Derslere karşı ilgisizdir. Sınıf içi etkinliklere pek katılmaz.  Katılsa da zevk almaz. Arkadaşlarıyla agresif bir tutum sergilediği için arkadaş ilişkilerinde ciddi sorunlar yaşar.
 Nasıl yaklaşılmalı?
Öncelikle çocukların özgüvenlerinin kazanmaları ve kendilerini ifade etmeleri için ev toplantılarını yapmalarını öneriyorum, görüştüğüm ailelere. Bir başka önemli konu ise çocuklarla birebir görüşmek. Onlara has zaman dilimleri ayarlamak. Zira böylesi zaman dilimlerinde kendi duygu ve düşüncelerini rahatlıkla aktarabiliyorlar. Burada asıl görev çocuk ile görüşen kişiye düşüyor. İletişimdeki algılama ve aktarma durumunu olabildiğince verimli yapmalı. Çocuğun problemlerini ifade etme ve çözme konusunda bilinçli yaklaşılmalı.
Öğretmeni ile diyalog
Unutulmamalıdır ki okul(öğretmen)-aile ve çocuk üçgeni çocuğun eğitim başarısı için çok önemlidir. Dolayısıyla öğretmen(leri) ile çok iyi iletişim bağı kurulmalıdır. Çocuk hakkındaki bilgileri düzenli ve önyargısız ve doğru bir şekilde öğretmeni ile paylaşılmalıdır. İster okuldaki eğitimin ister evdeki eğitimin karşılıklı desteğin devamlı olması için öğretmen ile diyaloğun önemi büyüktür.
çocuk ve depresyon ile ilgili görsel sonucu
Sadece öğretmen yetmeyebilir
Depresyondaki bir çocuğa mutlaka uzmanından destek alınmalıdır. Normal bir çocuğun eğitimin sağlıklı yürümesi için okul-aile ve çocuk üçgeni olmazsa olmaz iken depresyondaki çocuğun tedavisi dört ayaklıdır; uzman-aile-öğretmen ve rehber öğretmenin yapacakları. Bütün bu iş birliğinin yanında da çocuğun kendisinin yapacakları vardır.
Çocuk depresyonu çözülemez bir sorun değildir
Çocuğun bakımı ve eğitimi aileden aileye fark ediyor. Burada aile tutumları çok önemlidir ve değişiklik arz etmektedir. Kimi aileler duyarlı ve hassas iken kimi ailelerde duyarsız ve ilgisizler.
Duyarsız ve tutarsız aileler çocuğun sorunlarını çoğu zaman fark etmiyorlar. Fark etmedikleri gibi herhangi bir uzmandan da yardım talebinden bulunmuyorlar. Hiçbir birey bir anda depresyonu girmediği gibi bir anda da çıkmıyor.
Özetle
Her şeyden evvel işe kendinizden başlayın. Kendinizi tanıyın, sevin kendi kendinize yardımcı olun. Zira kendisini tanımayan bir başkasını tanıyamaz, çocuğu olsa bile. Kendisini sevmeyen, kendisine saygı duymayan ve kendisini değiştirmeyen bir başkasını sevemez, saygı duyamaz ve değiştiremez.

Salı

Kırk yaş, kırık yaştır

Ömür, sela ile ezan arası kadar kısadır. Bu kısalığın içine sığdırılan onca hüzün ve bir o kadar da mutluluk.. anı.. hayal belki de sayısız plan…
Hiç bitmeyecek sanılan sevince, acıya, umuda ne demeli? Galiba siyahların beyaza, beyazların da siyaha büründüğü değişim, kırk yaşında başlıyor.
Zamanla olgunlaştırdığını daha iyi anlıyor akıl sahibi insan. Akıl yaşta değil baştadır sözünü doğrularcasına...
Yaşadıkça yaşlandığını, yaşlandıkça öğrendiğinin bilincine varıyor. Hiç hata yapmayan insanın aslında, yaşamamış olduğu ne kadar da aşikâr.
Dibe vurmadan olduğu gibi olmanın ve anlamanın yaşıdır kırk. Tıpkı bataklığa düştüğünde, gül bahçesinin kıymeti anlaşıldığı gibi.
Zirveye çıkmayı hayal ederken yürümeyi bilmiyor diye insanların kınandığını kırkından sonra anlıyor.
Yaranmaya çalıştıkça hata yaptığını ve Allah'a eğmediği başı kırkında sonra başkalarına eğdiği yaştır.

Hayata dokunmayı,
Hayatı sevmeyi,
Savaşın ve kavganın bozgunculuktan başka bir şey olmadığı,
Huzurun ve barışın ne denli sevimli olduğu,
Sevmenin yanında sevilmeye en çok ihtiyacı olduğu,
Emeklerinin harman yerinde heba olup ya da olmadığı,
Görmezden geldikleriyle, görmesi gerekenleri anladığı yaştır kırk!
Kırk yaş; en kırılgan, en hassas ve belki de en tehlikeli yaştır.
Altının kıymetini en iyi sarraflar bilirler ya, hayatın kıymetini de idrak edildiği yaştır aslında kırk.
İlginçtir, en çok kırkında ağlıyor Hz. Âdem’in torunları.
Yaprak düşerken, deniz köpürürken, bir çocuğu severken...
Farklı anlamlar yükler kırkından önceki tüm yaşadıklarına…
İçteki kiri ancak gözyaşı ile temizlediğini ancak bu yaştan sonra anlıyor.
Anlıyor ama artık yaş elliye merdiven dayandığı ve kendini toplamanın zamanı geldiğini… Hazindir ki, hayat ağacından yapraklar sararmıştır artık ve dökülüverecektir bir bir...
Hz. Peygamber(sav) kırkında tacını giyerek kâinata ışık saçmış. Milattır aslında her şeyi yeniden dizayn etmenin ve reform yapmanın… O’nun(sav) gibi olmak olanaksız olsa da O’nu(sav)  yaşamak arzusunu anlamanın yaşıdır kırk.
Zamana yolculuğun da en orijinal yaşıdır kırk. Hataların, doğruların, yapılanların ve yapılamayanların sorgulamanın ve muhasebesini yapmanın ilk durağıdır.
Geri dönüşü olmayan bir yolda olduğunu nihayet anlıyor. 
Heyhat, geçen geçmiştir. Popülist veya marjinal yaklaşımlar yerine hayata realist yaklaşmanın yaşına erişmiştir.
Niçin yaratıldığı sorunun cevabını ararken, cevabın aslında yaşamanın içinde sır olduğunu anladığı yaştır kırk.
Kırk, yalnız kalmanın en güzel yaşıdır. Kendini bilen herkesin Hira'sının olduğu, kişinin kendisiyle buluştuğu ve kendisiyle mantıklı konuşmaya başlamasının yaşıdır.
Yani huzuru dışarıda değil, yalnızlığında aramanın ve bulmanın yaşıdır.
Bir delinin tedavi yaşıdır aslında kırk. Delikanlılığın yiğitliğe dönüştüğü, Dumrul olmaktan çıkıp Yusuf olmanın ilk adımıdır.
Kırk, bazen de en azgın yaştır. Kiminde şaşırmışlığın ve nazlılığın başlangıcı olur.
Gözden akan iki damla yaştır öze düşen belki ama geride bırakılanlara değil, geleceğe çelişkiyle yaklaşmanın yaşıdır kırk.
“Nasılsın?” sorusuna, 
“Durgunum, akmaya yok cesaretim!” deme yaşıdır kırk.

Kırk yaş, kırık yaştır çünkü görsen bir, görmesen bin bir...

Cuma

SEN ÜZÜLME SEVGİLİ

Üzülme sen Sevgili,
Dayanamaz hiçbir sevenin kalbi!
Sen ki güven duygusunun en sarsılmaz kalesisin.
Sen ki hayatlara hayat olanların can suyusun.
Sen ki inancın ve imanın zirvesisin.
Üzülme sen Sevgili, sen üzülürsen eğer yüreğimiz üşür bizim bu yaz gününde.
Sen üzülürsen, apaydın olan gecelerimiz, kapkaranlık zindanlara döner.
Sen üzülürsen eğer, yetimler, öksüzler, garipler kimsesiz kalır.
Ne olur Sevgili,
Sebepler ne olursa olsun sen üzülme ve üşütme yüreğimizi.
Ne hazindir ki insanlık seni, kendi dar siyasi görüş ve emelleri nedeniyle kabullenmedi, sindiremedi.
Hâlbuki sen, ey sevgili en iyi örnektin!
Sevgili, insanlık hiç bu kadar kutuplaşmamıştı bugünkü kadar. Ama biz, seni sevenler olarak iyimser tavrımızda ısrar ediyoruz.
Âlemlerin Rabbine iman eden, hesap gününe inanan bir ruh nasıl ümitsizliğe düşebilir, mümkün mü?
Ama yalan, dedikodu, iftira biri bin para…
Ne çok pirim yaptı bu kötü hasletler..
Hak ve hakikatin ruhuna Fatihalar okundu…


Ümit varız. Evet, kesinlikle ümit varız. Elbette hak ve hakikat bir gün ortaya çıkacaktır. Hem de bütün çıplaklığı ile..
Yalanları, iftiraları, çarpıtmaları, delilsiz ithamları, topluma kin, nefret ve düşmanlık aşılayan söylemleri elbette bir gün yüzlerime şamar gibi vurulacaktır.
İman sahibi bir fert nasıl olur da hatada ve günahta ısrar eder, diye sakın üzülme sen, devir değişti insanlar başkalaştı maalesef!
Tarihin hiçbir sayfasında ne hak haksızlığa, ne de doğru yalana mağlup olmamıştır, olmayacaktır.
Yazık ettiler kendilerine…
Yazık ettiler İslam’ın naif ruhuna…
Yazık ettiler Kur’an ahlakına..
Dünyalık makam mansıp ve beş kuruşluk gelir için!
Onlar çılgın nefsani duyguları karşından ne yaparlarsa yapsınlar, biz canımız pahasına rehberliğine baş koyduk, baş koymaya da devam edeceğiz.
Varsın onlar, hırçın ve anlamsız tavırlarına devam etsinler.
Varsın onlar, sevenlerine “Deli” desinler.
Bize ne derlerse desinler biz, ciddiyet ve sorumluluk tavrımız.
Dövene elsiz, sövene dilsiz ve derviş gönülsüz gerek” yaklaşımı ile hak bildiğimiz yolda ‘durmadan yürüyeceğiz’
Çünkü biz, söz verdik. Sulh ve sükûnun temsilcileri, asayiş ve güvenin bekçileri olacağımıza dair..
Sen üzülme ey Sevgili, sen üzülme zira Allah her şeyi görüyor ve biliyor.
Dilimizde dua, kalbimizde iman…
Değil ‘O’, ‘Bu’, ‘Şu’… Tüm dünya üstümüze gelse, ‘vız’ gelir.
Çünkü bize sen öğrettin, ateşe atılan İbrahim’in inancını, istikrarını ve teslimiyetini..
Firavun sarayındaki Musa’nın hikayesini hatırla, Kızıl Deniz’in önünden nasıl yarıldığını..
Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, o takdirde onu, O'ndan başka giderecek yoktur. Sana bir hayır dokundurursa, artık O, her şeye kadirdir.” diye dua eden Yunus’u da yine senden öğrenmiştik… Tüm diğer dualar gibi…
Dualar yağıyor sana dünyanın her yerinden…
En kuvvetli manevi zırhlar gönderiliyor senin adına semalara her gece…
Hacetler kılınıyor peşi peşine…
Gözyaşlarından ırmaklar oluşuyor, belki çorak sinelerde bir yeşermeye vesile olur ümidiyle…
Ama sen üzülme Sevgili! Adını, nam-ı celilini duyurmak için orada bulunduğun Kudreti Sonsuz, seni sevenleri koruyacaktır zerre şüphe yok!
Ey Sevgili, en Sevgili öğrettiğini bir kez daha tekrarlıyoruz; “Allah var, gam yok…”
Yeter ki sen üzülme!


NEREYE GİDİYORSUNUZ KARDEŞİM?

Bir sahtelik modası var ki evlere şenlik.
Sahte gülüşler,
Sahte idealler,
Sahte çehreler,
Sahte düşünceler
Hâliyle de sahte çevreler!
Sanki hakikatin tahtını elinden almış,
Sahtelik sahtekârlık devrindeyiz adeta.
Bir milat olmuş,
Artık doğallığın devri kapanmış
Ve her şey tersine dönmüş
Nereye bakarsan bak
Sahte!
Yüzler,
Konuşmalar,
İfadeler,
İlişkiler,
Sahte hep sahte!
Kabullenmiş toplum sahteliği,
Kabullenmiş insanlar yalancı maskeyi kullanmayı,
İkiyüzlülüğü…
Garip ve hatta utanç verici bir tablo..
Ve onun altına girmeyi reddedenleri ne yazık ki az mı az!
Nedir kardeşim bu sahtelik merakınız?

***
Evet, kabul ediyorum;
Devir, ‘ye kürküm ye’ devri!
Elbisesi,
Arabası,
Evi,
Mobilyası,
Ayakkabısı,
Yürüyüşü,
Yediği tatlısı,
Gittiği AVM’si,
İçtiği bilmem nesi,
Sofrası,
Özeli…
Bana ne kardeşim senin Facebook’undan, Instagram’ından..
Senin özelinden bana ne!
Nedir kardeşim senin bu paryonak ve sınır tanımaz paylaşımlarından?


***
Sakın ola, hakikati konuşmaya kalkma,
Yaftalanırsın!
Sakın ola, farklı düşünme,
Ötekileştirilirsin!
Sakın ola, sana biçilen sınırların dışına taşma,
Dışlanırsın!
Sakın ola, olaylara ayrı bir zaviyenden bakma,
Hain ilan edilirsin!
Nedir kardeşim bu tek tip merakınız?
***
Nereye gidiyorsunuz?” diyor şanı yüce Kur’an!
Evet, nereye gidiyoruz?
Özümüzü kayıp ettik, bulamıyoruz.
Sözümüzü unuttuk, hatırlayamıyoruz.
Bu ar yoksunu televizyon ve içindekiler kimin?
Otele dönen/ dönüştürülen evler kimin?
Tüketim çılgınlığına tutulan bu insanlar kim?
Sokaklarda sorumsuz dolaşan gençler neyin nesi?
Ya yalanlarına ne demeli senin,
İftiraların, gökteki yıldızları geçti,
Sahtekârlıkların, sonsuz sayıya denk
Zalimliğin, Haccac-ı Zalim’e rahmet okuturcasına,
Dedikoduculuğunun bini bir para!
Nedir kardeşim senin bu akıl almaz durumun?
Nereye gidiyorsun böylesine deli divanece?

***
Bütün göz bebeklerin üstüne kocaman harflerle yazacağım;

-Kur’an’ın ifadesiyle-
Nereye gidiyorsunuz” kardeşim, nereye?

NE KADAR O KADAR!

Ne kadar GAYRET o kadar BAŞARI,
Ne kadar ENDİŞE-KORKU o kadar BAŞARISIZLIK,
Ne kadar ZAHMET o kadar RAHMET,
Ne kadar SORU o kadar CEVAP,
Ne kadar HAREKET o kadar BEREKET,
‘Ne kadar KORKU o kadar BUNALIM,
Ne kadar ÖZGÜVEN o kadar BAŞARI,
Ne kadar CESARET o kadar ÖZGÜRLÜK,
Ne kadar VATANSEVERLİK o kadar GÜÇLÜLÜK,
Ne kadar ADALET o kadar HUZUR,
Ne kadar SOSYAL SERMAYE o kadar TOPLUMSAL BARIŞ,
Ne kadar ÇABA o kadar ŞANS,

Ne kadar EMEK o kadar ÜCRET,
Ne kadar SABIR o kadar ZAFER,
Ne kadar İNANÇ o kadar SEBAT,
Ne kadar HAYAL o kadar KEŞİF,
Ne kadar ÜMİT o kadar MOTİVASYON,
Ne kadar ŞÜKÜR o kadar DİNGİNLİK,
Ne kadar TEMBELLİK o kadar ESARET,
Ne kadar SAMİMİYET o kadar İKNA,
Ne kadar NİYET o kadar DOSTLUK,
Ne kadar EMPATİ o kadar ANLAŞILMAK,
Ne kadar DUA o kadar YARDIM,
Ne kadar İYİLİK o kadar SEVİLMEK,
Ne kadar BENCİLLİK o kadar YALNIZLIK,
Ne kadar DÜRÜSTLÜK o kadar GÜVEN,
Ne kadar BİLGİ o kadar GÜÇ,
Ne kadar VERİ o kadar DOĞRU KARAR,
Ne kadar SEZGİ o kadar BULUŞ,
Ne kadar MERHAMET o kadar SÜKÛNET,
Ne kadar KANAAT o kadar ZENGİNLİK,
Ne kadar SAYGI o kadar İTİBAR,
Ne kadar EDEP o kadar MUTLULUK,
Ne kadar CÖMERTLİK o kadar SOYLULUK,
Ne kadar UYGULAMA o kadar KARAKTER,
Ne kadar DOĞALLIK o kadar DENGE,
Ne kadar ÇİLE o kadar DAYANIKLILIK,
Ne kadar MERAK o kadar İLİM,
Ne kadar HAYRET o kadar ÖĞRENME,
Ne kadar İLKELİLİK o kadar ONUR,
Ne kadar DÜZEN o kadar SONUÇ,
Ne kadar DİKKAT o kadar İSABET,

Ve sonuç olarak ne kadar ERDEMLİLİK o kadar İNSANLIK...’

Çarşamba

OLUMSUZ TELKİN VE HİTAPLAR

Özellikle gençlerin şikâyetçi oldukları bir husus da, kendilerine yöneltilen olumsuz telkin ve hitaplar ile olumsuz eleştirilerdir.
Yanlıştan ve eksiklikten uzak olan bir insan yoktur; dolayısıyla yanlışlar, insanın aşağılanması için sebep değildir. 
Bahaneler durağında, sebepler sığınağına sığınmayın…
Elbette gençlerin de yanlışları olacaktır. Hatta biraz bol yanlışlı bir evredir, gençlerin yaşadığı ergenlik dönemi ve beraberinde yaşadıkları.
Her insan kendisine yöneltilen hitaplardan etkilenir. 
Hiç şüphe yok ki genç daha çok etkilenir. 
Bu hitap güzelse sorun yoktur. Eğer hitap çirkinse veya-doğru bile olsa- gençlerin sevmediği, rahatsız olduğu hitap kızgınlık duydukları hitaplardır.
Gençler çoğu kere de rahatsızlığını o anda değil, daha sonra hiç beklemedik bir anda, öfke boşalması, gereksiz bir yerde ve zamanda yüksek ses olarak ortaya döker. 
Belki de bazen şiddetle…
Ebeveynler ve diğer büyükler, gençlerin bu kızgınlık zaman diliminde şaşkındırlar, çünkü o hali gerektirecek hiçbir şey olmamıştır/ yapmamışlardır.
Akıl ve duygu ikiz kardeşliğinde normal insanlarda akıl abi/abladır. 
Gençlerde ise bu ‘ikiz’ kardeşliğinde abi de, abla da ve rehber de duygudur.
Yetişkinler bazen ara ara duygu yoğunluğu yaşayarak gençlere;
‘Salak kızım…’
‘Geri zekâlı oğlum…’
Bu ve benzeri kötü hitap kullanmak yerine iyiyi, doğruyu ve güzeli teşvik edici hoş hitaplar söylemek zor mu acaba?
Yapıcı ve onur edici sözler varken neden acaba yıkıcı ve onur kırıcılar tercih sebebi oluyor?
Gençler olumsuz hitaplar kadar, olumsuz telkinlerden de çok etkilenir. 
Hatta yarı şaka olan sözler bile olsa gencin zihnine kodlanır; bilinçaltı bunu alır, kabullenir, onaylar ve genç bu söylenene göre davranır.

‘Sen yapamazsın, edemesin, beceremezsin, başaramazsın!’
şeklindeki olumsuzluklar telkin eden cümleler ergenlere yönetildiğinde, dikkatlice takip edilirse, görüleceği gibi, o genç, daha olumsuz bir vadiye doğru yönelmeye başlar.
Her insan, kendisine inanıldığı ve güvenildiği oranda ve tabii kendi kendisine de olumlu gelişmeler yaşar ve başarıya ulaşır.
Çünkü ‘inanmak – sevmek – güvenmek,’ inanç sistemlerinde nasıl birbirini zaruri olarak gerektiren durumlar ise, aynı şey genç/ergen eğitiminde de zaruri bir durumdur.
Her olumsuz telkin ve hitap, güven duvarından bir tuğlanın düşmesi demektir.
Ve olumsuzluk, bir güvensizliğin eseridir.
Toplumumuz içerisindeki hiçbir şeye güvenmeyen felaket tellallarından uzak tutmak gerekir gençleri.
Unutmayalım ki ‘Söz, vücut bulur.’ 
Gençlerimize hep olumlu yaklaşılmalı ve olumlu konuşulmalıdır.
Büyüklerimiz; ‘Hayır dile komşuna, hayır gelsin başına.’
Biz de bu değerli sözü bugüne uyarlayacak olursak diyor ki, ‘Hayır dile gencine, hayır gelsin başına!’


Salı

İŞ ARAYANLAR BU YAZI SİZİN İÇİN

Geçen hafta genç bir arkadaşım beni telefonla aradı. Heyecanlı bir ses tonuyla “Düzce’ye iş görüşmesine gidiyorum. Tavsiyelerinizi almak için aradım” dedi.
Bu arayan arkadaş, ne ilk arayandı ne de son arayan olacaktı.
Hepsinin yakındıkları konu aslında aynı...
Üniversite bitti ama iş yok!
Tanıdığım onlarca işsiz üniversite mezunu var. ‘Mahalle baskısı’ndan kurtulmak için yüksek lisans programlarına umutsuzca devam ediyorlar.
Referansa hangi ‘yetkili’nin veya hangi ‘partili’nin adını yazayım?” çaresizliği de işin bir başka yürek yakan yönü…
Sevgili gençler, işe girmek istiyorsunuz hakkınız ama velakin, bu konuda yanlış yapmamak ve hayırlısıyla işe girmek için hangi taktikleri uygulamak gerekir?
Üstelik işsizlik tavanda, iş ise tabanda olduğu bu dönemde…
İş imkânın daraldığı ve rakipleri geçmenin her geçen gün biraz daha zorlaştığı günümüzde, yapacağınız görüşmeler fazlasıyla önem kazandı.
Öncelikle özgeçmişinizi (CV)  sade, anlaşılır ve formatına uygun hazırlamanız gerekir. Zira özgeçmişinize ekleyeceğiniz her mantıklı ayrıntı, o iş için gerekli potansiyele sahip olacağınızı gösterir.

İlk intibanın can alıcı etkisini unutmayın. Sizinle görüşen kişi sizi işe alıp almayacağı ilk birkaç saniyede kararını verecektir. Heyecanlı, dostça ve içten olun. Zira bu ‘üçlü’ sizi saygılı ve prensipli biri olarak hatırlamanıza vesile olacaktır.
Unutulmaması gereken bir başka konu ise yaşadığımız devir ‘Ye kürküm ye!’ devridir. Fiziki görünüşüne dikkat edin. Fazla abartmayın. Gözün dokunmayın!
Görüşmeye gittiğiniz işletme ile ilgili bilgi sahibi olun. Görmediğiniz hedefi vuracak kadar kesin nişancı değilsiniz.
Beden dilinize dikkat edin.
Göz temasınızı kesmeyin.  Göz teması karşılıklı güven köprüsünün kurulma aşamasıdır. Sakın konuşan kişinin ağzına bakmayın. Zira karşı tarafın ağzına bakarak konuşmak, “Benim hayatım sizin iki dudak arasında çıkacak söze bağlıdır. Siz ne derseniz ben razıyım! Ne iş olursa yaparım” mantığı geçerliğini çoktan kayıp etti.
Kimse pasif, sessiz, cılız, hareketsiz, soğuk ve donuk kimseye iş vermek istemez. Ukala, dengesiz ve boşboğazlık her şeyi berbat edebilir. Orta yol her zaman güzeldir, tercih edilen metottur.
İdealist olun. Başvuruda bulunduğunuz işle ilgili güçlü yönlerinizi ön plana çıkarın.
İş görüşmelerini her yıl yaşamamanız için geleceğinizi düşünerek karar verin.
Kendinizi geliştirin.
İşinizin uzmanı olun. İşinizden aranan bir olun.
Görüşmenin son noktası ücret konusu olmalı.

Kendi değerinizi ve size teklif edilen rakamı ölçerek, istediğiniz ücrette karar verin. Kanatkar olmanın zamanı değil!