Ömür,
sela ile ezan arası kadar kısadır. Bu kısalığın içine sığdırılan
onca hüzün ve bir o kadar da mutluluk.. anı.. hayal belki de sayısız plan…
Hiç
bitmeyecek sanılan sevince, acıya, umuda ne demeli? Galiba siyahların
beyaza, beyazların da siyaha büründüğü değişim, kırk yaşında başlıyor.
Zamanla
olgunlaştırdığını daha iyi anlıyor akıl sahibi insan. Akıl yaşta değil baştadır
sözünü doğrularcasına...
Yaşadıkça
yaşlandığını, yaşlandıkça öğrendiğinin bilincine varıyor. Hiç
hata yapmayan insanın aslında, yaşamamış olduğu ne kadar da aşikâr.
Dibe
vurmadan olduğu gibi olmanın ve anlamanın yaşıdır kırk. Tıpkı bataklığa
düştüğünde, gül bahçesinin kıymeti anlaşıldığı gibi.
Zirveye
çıkmayı hayal ederken yürümeyi bilmiyor diye insanların kınandığını kırkından
sonra anlıyor.
Yaranmaya
çalıştıkça hata yaptığını ve Allah'a eğmediği başı kırkında sonra başkalarına
eğdiği yaştır.
Hayata
dokunmayı,
Hayatı
sevmeyi,
Savaşın
ve kavganın bozgunculuktan başka bir şey olmadığı,
Huzurun
ve barışın ne denli sevimli olduğu,
Sevmenin
yanında sevilmeye en çok ihtiyacı olduğu,
Emeklerinin
harman yerinde heba olup ya da olmadığı,
Görmezden
geldikleriyle, görmesi gerekenleri anladığı yaştır kırk!
Kırk yaş;
en kırılgan, en hassas ve belki de en tehlikeli yaştır.
Altının
kıymetini en iyi sarraflar bilirler ya, hayatın kıymetini de idrak edildiği
yaştır aslında kırk.
İlginçtir,
en çok kırkında ağlıyor Hz. Âdem’in torunları.
Yaprak
düşerken, deniz köpürürken, bir çocuğu severken...
Farklı anlamlar
yükler kırkından önceki tüm yaşadıklarına…
İçteki
kiri ancak gözyaşı ile temizlediğini ancak bu yaştan sonra anlıyor.
Anlıyor
ama artık yaş elliye merdiven dayandığı ve kendini toplamanın zamanı geldiğini…
Hazindir ki, hayat ağacından yapraklar sararmıştır artık ve dökülüverecektir
bir bir...
Hz.
Peygamber(sav) kırkında tacını giyerek kâinata ışık saçmış. Milattır aslında
her şeyi yeniden dizayn etmenin ve reform yapmanın… O’nun(sav) gibi olmak
olanaksız olsa da O’nu(sav) yaşamak arzusunu anlamanın yaşıdır kırk.
Zamana
yolculuğun da en orijinal yaşıdır kırk. Hataların, doğruların, yapılanların ve
yapılamayanların sorgulamanın ve muhasebesini yapmanın ilk durağıdır.
Geri
dönüşü olmayan bir yolda olduğunu nihayet anlıyor.
Heyhat, geçen geçmiştir. Popülist veya marjinal yaklaşımlar yerine hayata realist yaklaşmanın yaşına erişmiştir.
Heyhat, geçen geçmiştir. Popülist veya marjinal yaklaşımlar yerine hayata realist yaklaşmanın yaşına erişmiştir.
Niçin
yaratıldığını sorunun cevabını ararken, cevabın aslında yaşamanın içinde sır
olduğunu anladığı yaştır kırk.
Kırk,
yalnız kalmanın en güzel yaşıdır. Kendini bilen herkesin Hira'sının olduğu,
kişinin kendisiyle buluştuğu ve kendisiyle mantıklı konuşmaya başlamasının
yaşıdır.
Yani
huzuru dışarıda değil, yalnızlığında aramanın ve bulmanın yaşıdır.
Bir delinin
tedavi yaşıdır aslında kırk. Delikanlılığın yiğitliğe dönüştüğü, Dumrul
olmaktan çıkıp Yusuf olmanın ilk adımıdır.
Kırk,
bazen de en azgın yaştır. Kiminde şaşırmışlığın ve nazlılığın başlangıcı olur.
Gözden
akan iki damla yaştır öze düşen belki ama geride bırakılanlara değil, geleceğe
çelişkiyle yaklaşmanın yaşıdır kırk.
“Nasılsın?”
sorusuna,
“Durgunum,
akmaya yok cesaretim!” deme yaşıdır kırk.
Kırk yaş,
kırık yaştır çünkü görsen bir, görmesen bin bir...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder