Özellikle gençlerin şikâyetçi oldukları bir husus da, kendilerine
yöneltilen olumsuz telkin ve hitaplar ile olumsuz eleştirilerdir.
Yanlıştan ve eksiklikten uzak olan bir insan yoktur; dolayısıyla
yanlışlar, insanın aşağılanması için sebep değildir.
Bahaneler durağında,
sebepler sığınağına sığınmayın…
Elbette gençlerin de yanlışları olacaktır. Hatta biraz bol yanlışlı
bir evredir, gençlerin yaşadığı ergenlik dönemi ve beraberinde yaşadıkları.
Her insan kendisine yöneltilen hitaplardan etkilenir.
Hiç şüphe yok ki
genç daha çok etkilenir.
Bu hitap güzelse sorun yoktur. Eğer hitap çirkinse
veya-doğru bile olsa- gençlerin sevmediği, rahatsız olduğu hitap kızgınlık
duydukları hitaplardır.
Gençler çoğu kere de rahatsızlığını o anda değil, daha sonra hiç
beklemedik bir anda, öfke boşalması, gereksiz bir yerde ve zamanda yüksek ses
olarak ortaya döker.
Belki de bazen şiddetle…
Ebeveynler ve diğer büyükler, gençlerin bu kızgınlık zaman diliminde
şaşkındırlar, çünkü o hali gerektirecek hiçbir şey olmamıştır/ yapmamışlardır.
Akıl ve duygu ikiz kardeşliğinde normal insanlarda akıl abi/abladır.
Gençlerde ise bu ‘ikiz’ kardeşliğinde abi de, abla da ve rehber de duygudur.
Yetişkinler bazen ara ara duygu yoğunluğu yaşayarak gençlere;
‘Salak kızım…’
‘Geri zekâlı oğlum…’
Bu ve benzeri kötü hitap kullanmak yerine iyiyi, doğruyu ve güzeli
teşvik edici hoş hitaplar söylemek zor mu acaba?
Yapıcı ve onur edici sözler varken neden acaba yıkıcı ve onur
kırıcılar tercih sebebi oluyor?
Gençler olumsuz hitaplar kadar, olumsuz telkinlerden de çok etkilenir.
Hatta yarı şaka olan sözler bile olsa gencin zihnine kodlanır; bilinçaltı bunu
alır, kabullenir, onaylar ve genç bu söylenene göre davranır.
‘Sen yapamazsın, edemesin, beceremezsin, başaramazsın!’
şeklindeki olumsuzluklar telkin eden cümleler ergenlere
yönetildiğinde, dikkatlice takip edilirse, görüleceği gibi, o genç, daha
olumsuz bir vadiye doğru yönelmeye başlar.
Her insan, kendisine inanıldığı ve güvenildiği oranda ve tabii kendi
kendisine de olumlu gelişmeler yaşar ve başarıya ulaşır.
Çünkü ‘inanmak – sevmek – güvenmek,’ inanç sistemlerinde nasıl
birbirini zaruri olarak gerektiren durumlar ise, aynı şey genç/ergen eğitiminde
de zaruri bir durumdur.
Her olumsuz telkin ve hitap, güven duvarından bir tuğlanın düşmesi
demektir.
Ve olumsuzluk, bir güvensizliğin eseridir.
Toplumumuz içerisindeki hiçbir şeye güvenmeyen felaket tellallarından
uzak tutmak gerekir gençleri.
Unutmayalım ki ‘Söz, vücut bulur.’
Gençlerimize hep olumlu
yaklaşılmalı ve olumlu konuşulmalıdır.
Büyüklerimiz; ‘Hayır dile komşuna, hayır gelsin başına.’
Biz de bu değerli sözü bugüne uyarlayacak olursak diyor ki, ‘Hayır
dile gencine, hayır gelsin başına!’

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder