Salı

SOKRATES’E SELAM OLSUN!

O’nu liseli arkadaşlarımla Bayram öğretmenimiz vesile ile tanımıştık.
Savunması’nı aylarca elimden düşürmemiştik…
Okudukça hayranlığımız bir kat daha artmıştı.
Platon’un kaleme aldığı ve O’nun düşlediği sağlıklı ve mutlu bir toplumun adı idi ‘Devlet’.
Erdemli bireylerden oluşan ideal bir topluluk…
Fikir atlasımızı gökkuşağına çevirmişti Sokrates.
Bin selam olsun!
Seviyorduk, okuyorduk ve özlüyorduk onu..


Sonra…
Üniversite yıllarımızla beraber arayış serüvenimiz başladı.
Campanella’nın ‘Güneş Ülkesi’ doğdu zihinlerimizde…
Saatlerce okur ve fakülte arkadaşlarımızla hararetli fikir terapilerine girerdik…
Her birey, topluma yararlı olacak şekilde bir görev üstlenmişti Güneş Ülkesi’nde.
Ne güzel!
En güzeli de özel mülkiyet yasak olup, her şey ortak olacaktı!
Hay ömrüne bereket Campanella!
Yoksa ‘Yoldaş Lenin’ ve ‘Arkadaş Stalin’ ondan mı ilham ne?
Derken,
Grigory Petrov’un ‘Beyaz Zambaklar Ülkesi’ni çalışma masamızda bulduk…
Her birimiz birer Snellman oluvermiştik adeta!
Hepimizin hayalleri ve hedefleri vardı.
Birer Snellman, birer Platon olmaya aday arkadaşlarım şimdi dün savunduklarını bugün reddeder oldular bir bir..
Ne hazin!
Oysa o dostlar hep;  “tek sesliliğe”, “tek renkliliğe” ve “tek adamlığa” karşı dik durmuşlardı.
Çünkü biliyorduk, bu “tekli” dünya görüşü istiyor ki,
Çatlak sesler kesilsin,
Kimse onları eleştirmesin,
Kimse yaptıklarına itiraz etmesin.
Ve herkes “aynı” biçimde olsun.
Yetmedi.
İstiyorlar ki
Herkes onları yüceltsin,
Alkışlasın,
Başının üstünde taşısın onları. Böyle bir demokrasi mümkün mü ey Sokrates, ey Campanella ve ey Petrov!

***
Tamam, dostlar, illa dediğiniz gibi tekli” olsun..
Diyelim, bütün çatlak sesler sussun,
Bütün muhalif ekranlar karartılsın,
Bütün özgürlükçü kalemler kırılsın,
Bütün eleştirenler, itiraz edenler köşelerine çekilsin.
Şimdi cevap verin zihnimi kemiren şu sorulara;
Bütün bu “istenilmeyenler” ortadan kaldırıldığında çok huzurlu, çok zengin ve çok müreffeh bir ülke mi olacağız?
Görmediğimiz kör noktalarımızı kim görüp tamamlayacak?
Muhalefet, demokrasiyi ayakta tutan iki ayaktan biri, bindiğimiz dalı kesmekle neyi hedefliyoruz?
Uygarlığın nimetlerinden, insanın bin bir renginden, farklı seslerin ahenginden uzaklaşıp ilkel bir karanlığa doğru yola mı giriyoruz?
Heyhat!

***
Şimdi, son soruyorum: Dilediğiniz her şey gerçekleştiğinde; tek renkli, tek sesli, tek adamlı bir ülke hayaline ulaştığınızda mutlu olabilecek misiniz? Emin misiniz?
Eğer eminseniz halinizden o zaman buyurun siz demokrasinin ruhuna Fatiha, ben de Sokrates’e selam yollayayım, var mısınız?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder