Salı

SİZİ GİDİ MÜNAFIKLAR SİZİ!

Kur'ân-ı Azîmüşşan’nın üzerinde önemle ve sıklıkla durduğu,
Onların sıfatlarıyla ilgili geniş bilgiler verdiği,
Hattâ nitelikleri açısından, Kur’an’da, ehli kitap, müşrik ve kafirlerden çok daha fazla söz ettiği ve ‘münâfikûn’ isminde süre indirdiği talihsiz bir topluluktur İslam dünyasında münafıklar…
Münafık, ‘köstebek yuvası’ manasındadır.
İki yüzlü…
Ne zaman, nasıl davranacağı, hangi şartlarda ne karar vereceği kestirilemez.
İnandığında sabit kalmayıp, işine geldiğinde Müslüman, gelmediğinde bir inançsız gibi davranan hasta ruhlu tiptir münafık.
İslam tarihi irdelendiğinde görülecektir ki münafıklık Mekke’de değil Medine’de ortaya çıkmıştır.
Yani bir düşüncenin,
bir ideolojinin,
bir davanın,
bir siyasi ekolun,
veya bir fikri hareketin başarıya ulaştığı zaman kendini göstermiştir.
Ne kadar tanıdık!
Zira Mekke’de Müslüman olmak demek var olan ‘otorite’ye baş kaldırmak demekti.
O dönem inandığı dava savunmak, acılara, zulümlere katlanmak demekti.
Ne siyasi rant vardı ne mali bir kazanç!
Tam aksine, gücü elinde bulunduran Mekke'nin önde gelenleri, bir avuç inananlara durmadan tehditler savuruyor ve hakaretler ediyorlardı.
İşkence üstüne işkence,
Zulüm üstüne zulüm yağıyordu…
Biri bitmeden öteki başlıyordu…
Zalimler zulümlerini her geçen gün artırtıyorlardı.
Öylesine arttırmıştı ki Habeşistan’a ‘hazin göç’ kaçınılmaz olmuştu.
Sonra Medine dönemi…
Ensar ve Muhacir iklimi…
Kucaklaşma ve paylaşma asrı..
Mekke’de her gün artan zulüm ve işkencenin yerini artık dostluk ve kardeşlik almıştı.
Almıştı almasına ama ateş ve barut misali iman ile münafıklık bir arada durmuyor ve durmayacaktı.
İman etmiş gibi gözükseler de ancak el altından da her türlü entrikayı çevirmekten geri kalmıyorlardı.

"Öyle insanlar da vardır ki 'Allah'a ve ahiret gününe inandık.' derler; oysa iman etmemişlerdir." Ayeti bu münafıkların durduğu konumu net bir şekilde ifade ediyordu.
İbadetleri sadece göz boyama niyetindedir ve gösteriş maksatlıdır.
Hakka ve hakikate değil ama güçlüden yana hep tavır alıyorlardı.
Yalan, iftira ve dedikodu onlar için ekmekten, sudan ve havadan daha önemliydi…
Ağızlarından yalan, verdiği sözden işine geldiği zaman döner ve güvene hıyanetle mukabelede bulunurlardı.
Haince düşmanlık duygularını dostça tavırlar içinde icra ederlerdi.
Onun içindir ki münafık, münkirden daha tehlikeli bir hal almıştı.
Münafık, açıktan yapamadığını, farklı kisvelere bürünerek, değişik renklere girerek yapar. Yaşadığı toplumu kamplara ayırır, böler ve parçalar.
Bir ‘meziyet’ edasıyla toplumda kargaşanın yolunu açar.
Diğer bir özelliği de müminlere iftira atar.
Adeta bu ‘iftira’ atma işinden zevk alıyor.
Kendince müminleri gözden düşürecek, insanlar nazarında kötü gösterecek ve zayıflatacaktır!
Hz. Ayşe validemize atılan iftiralar belki ilkti ama son olmayacaktı..!
Münafıklık bir nifak hareketidir.
İbadetleri, söylemleri ve halleri inananları aldatmamalı…
Müslüman toplumun baş belaları olmuşlardır ve olmaya devam edeceklerdir, kıyamete dek!
İki yüzlü, hilekâr, iftiracı ve yalancı oldukları için İslâm'ın en büyük düşmanı olmuşlardır.

***
Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Hâlbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalığını artırmıştır. …. 
Hem onlara: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın.” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz.” derler. …  Onlara, “(Diğer) insanların inandığı gibi inanın.” denilince, “Biz de o beyinsiz sefihlerin inandığı gibi mi inanacağız?” derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir fakat bilmezler. Onlar iman edenlere rastladıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla yalnız kaldıklarında, “Biz, sizinle beraberiz, biz sadece alay ediyoruz.” derler. Asıl Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde serserice dolaşmalarına mühlet verir. İşte onlar o kimselerdir ki, hidayet karşılığında sapıklığı satın aldılar da, ticaretleri kâr etmedi; doğru yolu da bulamadılar.”


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder