Kur'ân-ı Azîmüşşan’nın
üzerinde önemle ve sıklıkla durduğu,
Onların sıfatlarıyla ilgili
geniş bilgiler verdiği,
Hattâ nitelikleri
açısından, Kur’an’da, ehli kitap, müşrik ve kafirlerden çok daha fazla söz
ettiği ve ‘münâfikûn’ isminde süre indirdiği talihsiz bir topluluktur İslam
dünyasında münafıklar…
Münafık, ‘köstebek
yuvası’ manasındadır.
İki yüzlü…
Ne zaman, nasıl
davranacağı, hangi şartlarda ne karar vereceği kestirilemez.
İnandığında sabit
kalmayıp, işine geldiğinde Müslüman, gelmediğinde bir inançsız gibi davranan
hasta ruhlu tiptir münafık.
İslam tarihi
irdelendiğinde görülecektir ki münafıklık Mekke’de değil Medine’de ortaya
çıkmıştır.
Yani bir düşüncenin,
bir ideolojinin,
bir davanın,
bir siyasi ekolun,
veya bir fikri
hareketin başarıya ulaştığı zaman kendini göstermiştir.
Ne kadar tanıdık!
Zira Mekke’de Müslüman
olmak demek var olan ‘otorite’ye baş kaldırmak demekti.
O dönem inandığı dava
savunmak, acılara, zulümlere katlanmak demekti.
Ne siyasi rant vardı ne
mali bir kazanç!
Tam aksine, gücü elinde
bulunduran Mekke'nin önde gelenleri, bir avuç inananlara durmadan tehditler
savuruyor ve hakaretler ediyorlardı.
İşkence üstüne işkence,
Zulüm üstüne zulüm
yağıyordu…
Biri bitmeden öteki
başlıyordu…
Zalimler zulümlerini
her geçen gün artırtıyorlardı.
Öylesine arttırmıştı ki
Habeşistan’a ‘hazin göç’ kaçınılmaz olmuştu.
Sonra Medine dönemi…
Ensar ve Muhacir iklimi…
Kucaklaşma ve paylaşma
asrı..
Mekke’de her gün artan
zulüm ve işkencenin yerini artık dostluk ve kardeşlik almıştı.
Almıştı almasına ama
ateş ve barut misali iman ile münafıklık bir arada durmuyor ve durmayacaktı.
İman etmiş gibi
gözükseler de ancak el altından da her türlü entrikayı çevirmekten geri
kalmıyorlardı.
"Öyle insanlar da vardır ki
'Allah'a ve ahiret gününe inandık.' derler; oysa iman etmemişlerdir." Ayeti
bu münafıkların durduğu konumu net bir şekilde ifade ediyordu.
İbadetleri sadece göz
boyama niyetindedir ve gösteriş maksatlıdır.
Hakka ve hakikate değil
ama güçlüden yana hep tavır alıyorlardı.
Yalan, iftira ve
dedikodu onlar için ekmekten, sudan ve havadan daha önemliydi…
Ağızlarından yalan, verdiği
sözden işine geldiği zaman döner ve güvene hıyanetle mukabelede bulunurlardı.
Haince düşmanlık
duygularını dostça tavırlar içinde icra ederlerdi.
Onun içindir ki
münafık, münkirden daha tehlikeli bir hal almıştı.
Münafık, açıktan
yapamadığını, farklı kisvelere bürünerek, değişik renklere girerek yapar. Yaşadığı
toplumu kamplara ayırır, böler ve parçalar.
Bir ‘meziyet’ edasıyla toplumda
kargaşanın yolunu açar.
Diğer bir özelliği de
müminlere iftira atar.
Adeta bu ‘iftira’ atma
işinden zevk alıyor.
Kendince müminleri
gözden düşürecek, insanlar nazarında kötü gösterecek ve zayıflatacaktır!
Hz. Ayşe validemize
atılan iftiralar belki ilkti ama son olmayacaktı..!
Münafıklık bir nifak
hareketidir.
İbadetleri, söylemleri
ve halleri inananları aldatmamalı…
Müslüman toplumun baş
belaları olmuşlardır ve olmaya devam edeceklerdir, kıyamete dek!
İki yüzlü, hilekâr,
iftiracı ve yalancı oldukları için İslâm'ın en büyük düşmanı olmuşlardır.
***
“Allah’ı ve müminleri
aldatmaya çalışırlar. Hâlbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar.
Kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalığını artırmıştır. ….
Hem
onlara: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın.” denildiğinde, “Biz ancak ıslah
edicileriz.” derler. … Onlara, “(Diğer)
insanların inandığı gibi inanın.” denilince, “Biz de o beyinsiz sefihlerin
inandığı gibi mi inanacağız?” derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir
fakat bilmezler. Onlar iman edenlere rastladıkları zaman, “İnandık” derler.
Fakat şeytanlarıyla yalnız kaldıklarında, “Biz, sizinle beraberiz, biz sadece
alay ediyoruz.” derler. Asıl Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde
serserice dolaşmalarına mühlet verir. İşte onlar o kimselerdir ki, hidayet
karşılığında sapıklığı satın aldılar da, ticaretleri kâr etmedi; doğru yolu da
bulamadılar.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder