Salı

MUSİBETLER KÖTÜ DEĞİLDİR

Musibet, insana isabet eden, elem ve keder verici hadiselerdir.
Bilinmelidir ki kâinatta yaratılmış her şey, ya bizzat kendisi güzeldir ya da neticesi itibariyle güzeldir.
İnsanın başına gelen musibetler ve belalar öylesine gelmemektedir. Her bela ve musibete sabırla mukabele edildiğinde, ibadete dönüşür.
Bazen de sevmediğimiz şey, hakkınızda hayırlı olabilir” ikazı işte bunun içindir.
İnsanın bir hadiseyi değerlendirmesi, çoğu zaman hikmetten yoksun olmaktadır. Oysaki yaşanan hadisenin bilinmeyen ve görülmeyen pek çok yönleri bulunmaktadır.
Musibette sevmediğimiz şey, aslında oku(ya)madığımız hikmet yüzüdür. Onun için musibetlerdeki hikmeti okuma, iman dereceleriyle doğru orantılıdır.
Musibetler ve felaketler apayrı bir anlam içerisinde birer mektup gibi değerlendirilmelidir.
Musibet diye görülen bir şey, kişi için en makbul bir ders olabilir. Aksilik diye üzüldüğümüz bir hayat hali, bizim ciddi sıçramalarımıza vesile olabilir. Önemli olan başımıza gelen ya da içinde bulunduğumuz vaziyetlerden ne sonuç çıkardığımızdır.
Gelen bir bela ile mal ve mülkün hiçliğini anlarlar. Böylelikle insanın acizliğini anlayıp Allah'a ne kadar muhtaç olduğunu idrak eder.
Allah (cc), insana hastalık ve musibetler vererek elindeki nimetin kıymetini anlamasını ister.
İnsan, musibeti kendisi hakkında kazançlı bir kapıyı dönüştürmesini bilmelidir.
Musibetler, aklı başında olan insanlar için, ille de zarar veren ve üzen şeyleri olarak değerlendirilmez. Yeter ki, o musibetteki mesajlar doğru ve isabetli okunabilsin!


***
Hz. Nuh (as), dokuz yüz elli senelik ömründe evladı ve karısı tarafından bile anlaşılmayan, davetine icabet etmeyen kavminin aşağılama, tahkir ve tezyiflerine maruz kalır. Evladının kabaran sularda kaybolup gitmesi imtihanı da eklenince Âlemlerin Rabbine, “Eğer beni affetmez, bana merhamet etmezsen her şeyi kaybedenlerden olurum…” diyerek içini döker.
Hz. İbrahim (as), hayatı ızdırabla doluydu. Nemrutların zulümlerine, iftiralarına, işkencelerine, yalanlarına, komplolarına maruz kalmasına rağmen tam bir teslimiyet ve Allah’a saygıyla musibetlere katlandı.
Hz. Musa (as), Firavun’un zalimliğine karşı Rabbi için mücadele etti.
Hz. İsa (as), Hak davasını savunurken türlü türlü çilelere maruz kalan için çarmıhlar hazırlandı.
Hz. Nebi (sas), doğduğu büyüdüğü şehir Mekke, en yakınları tarafından kendisine zindan edilir. Ateş çemberinden uzaklaşmak için Taif’e gittiğinde ise taşla saldırdılar.

***
Ey insan! Sana gelen her iyilik, Allah’ın ihsanı olarak, nimeti olarak gelmektedir. Her dert ve musibet de kötülüklerine karşılık gelmektedir. Hepsini yaratan, gönderen Allah’tır.” (Nisâ süresi:79)

***
Biz de gönül insanı Yunus’un ifadesiyle diyoruz ki;

Gelse celalinden cefa
Yahut cemalinden vefa,
İkisi de cana safa:

Kahrın da hoş, lütfun da hoş.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder