Musibet, insana isabet eden, elem ve keder verici
hadiselerdir.
Bilinmelidir ki kâinatta yaratılmış her şey, ya bizzat kendisi güzeldir ya da neticesi
itibariyle güzeldir.
İnsanın başına gelen musibetler ve
belalar öylesine gelmemektedir. Her bela ve musibete sabırla mukabele
edildiğinde, ibadete dönüşür.
“Bazen
de sevmediğimiz şey, hakkınızda hayırlı olabilir” ikazı işte bunun içindir.
İnsanın bir hadiseyi değerlendirmesi,
çoğu zaman hikmetten yoksun olmaktadır. Oysaki yaşanan hadisenin bilinmeyen ve görülmeyen pek çok yönleri
bulunmaktadır.
Musibette sevmediğimiz şey, aslında oku(ya)madığımız
hikmet yüzüdür. Onun için musibetlerdeki hikmeti okuma, iman dereceleriyle doğru
orantılıdır.
Musibetler ve felaketler apayrı bir anlam içerisinde birer mektup gibi değerlendirilmelidir.
Musibet diye görülen bir şey, kişi için
en makbul bir ders olabilir. Aksilik diye üzüldüğümüz bir hayat hali, bizim
ciddi sıçramalarımıza vesile olabilir. Önemli olan başımıza gelen ya da içinde
bulunduğumuz vaziyetlerden ne sonuç
çıkardığımızdır.
Gelen bir bela ile mal ve mülkün
hiçliğini anlarlar. Böylelikle insanın acizliğini anlayıp Allah'a ne kadar
muhtaç olduğunu idrak eder.
Allah (cc), insana hastalık ve musibetler vererek
elindeki nimetin kıymetini anlamasını ister.
İnsan, musibeti kendisi hakkında
kazançlı bir kapıyı dönüştürmesini bilmelidir.
Musibetler, aklı başında olan insanlar
için, ille de zarar veren ve üzen şeyleri olarak değerlendirilmez. Yeter ki, o
musibetteki mesajlar doğru ve isabetli okunabilsin!
***
Hz. Nuh (as), dokuz yüz elli senelik ömründe evladı ve karısı tarafından
bile anlaşılmayan, davetine icabet etmeyen kavminin aşağılama, tahkir ve
tezyiflerine maruz kalır. Evladının kabaran sularda kaybolup gitmesi imtihanı
da eklenince Âlemlerin Rabbine, “Eğer
beni affetmez, bana merhamet etmezsen her şeyi kaybedenlerden olurum…”
diyerek içini döker.
Hz. İbrahim (as), hayatı ızdırabla doluydu. Nemrutların zulümlerine,
iftiralarına, işkencelerine, yalanlarına, komplolarına maruz kalmasına rağmen
tam bir teslimiyet ve Allah’a saygıyla musibetlere katlandı.
Hz. Musa (as), Firavun’un zalimliğine karşı Rabbi için mücadele etti.
Hz. İsa (as), Hak davasını savunurken türlü türlü çilelere maruz kalan
için çarmıhlar hazırlandı.
Hz. Nebi (sas), doğduğu büyüdüğü şehir Mekke, en yakınları tarafından
kendisine zindan edilir. Ateş çemberinden uzaklaşmak için Taif’e gittiğinde ise
taşla saldırdılar.
***
“Ey insan! Sana gelen
her iyilik, Allah’ın ihsanı olarak, nimeti olarak gelmektedir. Her dert ve musibet
de kötülüklerine karşılık gelmektedir. Hepsini yaratan, gönderen Allah’tır.”
(Nisâ süresi:79)
***
Biz de gönül insanı Yunus’un ifadesiyle diyoruz ki;
“Gelse celalinden cefa
Yahut cemalinden vefa,
İkisi de cana safa:
Kahrın da hoş, lütfun
da hoş.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder