Salı

ET PARÇASI

İnsanlarda ve hayvanlarda kemiğe giydirilmiş kastan ve yağdan oluşan; gizemli bir libas, bir cevher, bir laboratuar, bir kontrol mekanizması, bir dedektördür et ve bu et parçalarından oluşan insan.
Ve o ‘et parçası’ insanların ve hayvanların en önemli besin kaynağıdır aynı zamanda.

Charles Darwin’in, gözü düşündükçe çıldırıyorum, dediği göz de bir et parçasıdır aslında. O et parçası ki benim bu yazıyı yazmama, sizlerin de bu yazının okunmasına yardım ediyor..
Hatta ‘göz’ diye bilinen o et parçasıyla; ışıkla renkleri görüyor, farkları fark ediyor ve kâinattaki tüm güzelliklere şahit oluyoruz.

O et parçası ki solumun, sindirim, dolaşım ve boşaltım gibi hayattın dört fonksiyonlarını ifa ediyor.
O et parçası ki görme, işitme, dokunma, tat ve koku alma gibi mükemmel görevleri yerine getiriyor.
Kâinattın en büyük kompleksi olan beyin de bir ‘et parçası’ndan ibarettir.

Bu beynin çalışması için şekere, şekeri yakmak için oksijene ve oksijeni almak için de bir başka ‘et parçası’ olan akciğere ihtiyaç var. O havayı kanla buluşturan tek yumurta ikizi gibi duran akciğerlerden başkası değildir.

Bilgi, duygu ve düşüncelerin alışverişini sağlayan,
Muhatabına takdir veya nefret hislerini aktaran,
Kapalı bir kutunun içinde saklanan ve sadece kullanıcı tarafından kullanılabilen,
Beynin tercümanlığını yapan,
Ve lezzet kapısında vücuda alınan gıdaların kontrolünü yapmakla görevli dil de, bir ‘et parçası’ndan ibarettir.
Eşref-i mahlûk olan insan bütününü bir araya getiren, her bir parça etten meydana geliyor.
Yani hayatın hayat bulup devam etmesi için yine bu ‘et parçaları’nın tastamam olması, çalışması gerekiyor.

Bu ‘et parçaları’nın ‘gereklilik ve zorunluluk’ hali olmazsa, ‘bitkisel hayat’ devreye giriyor.
Bitkisel hayatsa, bu hayatın sonu, ‘et parçaları’nın misyon ve vizyonun yitirmesi demektir. Bitkisel hayatın olmaması için ‘et parçaları’na verilen görevi tam ve eksiksiz yerine getirmesi ve kusursuz çalışmasına bağlıdır.

Çünkü idrak, zihin, irade, şuur ve diğer melekelerin çalışması da bu ‘et parçaları’nın çalışmasıyla doğrudan etkilidir.
Özellikle hayvanların bir dedektör gibi, avlarını, aşlarını, eş ve yavrularını bulmaları için kullandıkları burun bir ‘et parçası’dır.

Böylesi bir cevher olan ‘et parçası’nı yabana atmak olur mu?
Kırılması çok basit, tamiri ise pek mümkün olmayan ve cenin daha 19 günlük iken oluşan kalp…
Kalp ki olduğu organizmanın motorudur. Öylesine bir motor, hayata hayat veriyor. Onun durması, hayatın durması demektir.
 Bu ‘motor’ hayata ev sahipliği yatığı gibi, ilginçtir sevgiye de, nefrete de anavatanlık yapıyor.
Ya vücudun kimya laboratuarı olan karaciğer? Ona ne demeli? 5 binden fazla kimyasal reaksiyonu yapan bu ‘et parçası’, teknoloji çağı olan bu dönemde bilim, karaciğerin yaptıkları karşısında hala şaşkın ve hala suskun!

Bir başta ‘et parçası’ olan deri de karaciğerden farksız değildir. Habercilerin en mükemmeli ve piri hükmündedir. Dış dünyada olup bitenleri eksiksiz ve hızlı bir şekilde iç dünyaya ileten deri, iletişimin doruk noktasında hala şüphe götürmez birinciliğini korumaya devam ediyor.
Maddedeki renk, ses, sertlik, yumuşaklık, sıcaklık, soğukluk, koku ve tat gibi farklı hususiyetler iletişimin piri olan deri tarafından sağlıyor.

Bütün ‘et parçaları’nı sadece ve sadece birer ‘et parçası’ olarak görmek akıl ve zihin sahibi insana yakışıyor mu acaba?
Ya onların asıl sahibi görmemezlikten gelmek?
Onları ustaca ve hassas bir şekilde yaratana, yerleştirene ve görevler verene yarattığı ‘et parçaları’nın atom hücreleri adedince şükürler olsun!

Ve ‘Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder